Zihnin Zincirleri

"Zihnin Zincirleri"

İçimde bir şeyler yazmak için müthiş bir istek var. Sandalyeme oturuyorum, masam düzenli, üzerinde defterim ve kalemim var.
Kalemi elime alıyorum, yazmaya başlayacağım fakat bir sorun var: Nereden başlamalıyım? Zihnim çok bulanık. Bir türlü başlayamıyorum. Birden aklımdan biraz sakinliğe ihtiyacım olduğu geçiyor.
Kalkıyorum, odada kendime düz bir zemin buluyor ve bacaklarımı birbirinin içine geçirip oturuyorum. Benim için biraz zahmetli bir durum. Büyük bir titizlik ve özenle sırtımı dik tutmaya çalışıyorum. Tamam, böyle güzel. Şimdi gözlerimi kapatıp biraz nefes kontrolü yapacağım.
Bunu beni biraz sakinleştirebileceğini düşündüğüm için deniyorum. Fakat içimde bir arzu beliriyor, sanki:"Denizde bir tekne üzerindeyim, karşımda masmavi bir deniz var. Maviliğin altında ne var bilmiyorum, birazdan bir gözlük takıp o maviliğe dalacağım. Göreceklerime dair merakım beni heyecanlandırıyor."
Aynı bu durum gibi, gözlerimi kapatıp iç dünyama (zihnime) daldığımda göreceklerim hakikatin keşfi gibi geliyor. Sakinleşecektim, ne oldu şimdi anlamadım ve heyecanlanıyorum.
Gözlerimi kapatıyorum, baş parmağımı ve işaret parmağımı birleştiriyorum, nefesime odaklanıyorum. İlk fark ettiğim, her nefes alışverişte karnımın şişip indiği oluyor. Normalde böyle olmuyor gibi. Bu durum garip geliyor. İstemsiz bir şekilde diyaframdan nefes alıyorum. Şaşkınlığım geçince nefes alışverişimi saymaya başlıyorum.
"Düşünce yok, hiç düşünce." Bu sözü tekrarlıyorum. Ama yine de aklıma gelen düşünceler var, engel olamıyorum ve bu sefer "bırak gitsin" diyorum.
"Nehirde hareket eden sal gibi." Suyun üzerinde aksın gitsin, sadece onu izle.
Deniyorum, birini izlerken bir başkası beliriyor. Bu nereden çıktı? Çok anlamsız: "Su faturasını ödedim mi?"
"Sen," diyorum, "akıp git." Gidiyor ama onun peşinden su faturasıyla ilgili bir anı geliyor. Bu anı, o gün gibi karşımda, yapılan konuşmaları bir bir hatırlatıyorum. Çok önemli değil, sen de git ama arkası geliyor. O anda konuşulan başka bir sözcük, onun arkasına takılmış başka bir anı… Bitmiyorlar. Hepsi birbirine birleştirilmiş halkaların meydana getirdiği zincir gibi.
Yine saymaya başlıyorum: Bir, iki, üç… Şimdi başka bir hatırlama ama bunu atamıyorum. Sinirim bozuluyor ve kalkıyorum.

Kendime dönebildim mi? "Mavi sulara dalabildim mi?" Bilmiyorum. Şunu fark ediyorum: Zihnime dönme gayretimde gördüklerim ve hissettiklerim, hepsi ben ve bana ait olan yaşanmışlıklar. Farklı bir şey yok. Kendimle ve anılarımla yüzleşiyorum.
Biraz hareket etmek iyi gelecek diye düşünüp kalkıyorum. Odadan çıkıp mutfağa geçiyorum. İçeride ıslak mendil kokusu var, sanırım masa bir ıslak mendille silinmiş. Aklıma "Sherlock Holmes" geliyor. Bu nereden çıktı şimdi? Sherlock'u bu masada izlerdim ve aynı şu an kokan ıslak mendil kokusu olurdu ortamda. Son bölümü çıktı mı? diye düşünüyorum. Birden içimden "çıktıysa izlemeliyim" diye bir his beliriyor.
Sherlock ve ıslak mendil kokusu zihnimde aynı yere bağlanmış herhalde, diğer anılara ve bilgilere olduğu gibi.
Sanki zihnimde kuyular var ve bu kuyuların içine salınmış zincirler… Bir halkayı çektiğinde diğer halkaların takip ettiği zincirler. Fakat ilk halka hangi kuyudan çekiliyorsa diğer halkalar takip ediyor birbirini. Yoksa öğrenmek bu halkalara yenisini eklemek mi? Daha sonra doğru kuyuyu bulup o kuyudaki zinciri yukarı çekmek mi?
Özü itibarıyla hatırlamak mı?
Sokrates'in dediği gibi: "Bilmek hatırlamaktır." Fakat Sokrates'in idealar dediği bilginin saf kaynağı olarak gördüğü aşkın bir âlemdeki bilginin hatırlanmasıydı. Bana kalırsa tecrübe ettiğimiz bu âlemde açtığımız zihinsel kuyulara salınan zincirleri geri çekmek; hepsi öğrenme ve tecrübeye dayalı halkalar zinciri.Sherlock buna " zihin sarayım" diyor. Ben "zihnin zincirleri" diyorum, neden böyle diyorum, davranışlarımız bu zincirlere bağlı gibi.
Yeni kuyular açmak zor sanırım, mevcut kuyudaki zincire ek yapmak daha kolay. Doğru kuyuyu bul, ilk halkaya ek yap. Fark ettiğim bir şey daha var, o da bu sürecin hep bizim kontrolümüzde olmadığı. Zihin bir halka bulup hemen ona ek yapabiliyor gibi. Bu durum ezberlemek olarak adlandırılabilir belki.
Ezber bilgiyi "emaneti saklamak" olarak değerlendiriyor Montaigne ve bunu doğru olarak değerlendirmiyor. Bilmiyorum, belki de böyle öğreniyoruzdur. Kuyuyu bul, halkayı tut, yenisini ekle. Bir dil öğrenmek yeni bir kuyu açmak olduğu için zor geliyor belki.
Neyse, yazı yazmak için başlamıştım, şimdi ise "Sherlock Holmes'in" son bölümünü izliyorum. Bu kararı özgür irademle mi aldım yoksa başka faktörlerin etkisiyle mi? Merak ediyorum gerçekten davranışlarımızda özgür müyüz, yoksa bu bir yanılsama mı?
“Zinciri çeken biz miyiz, yoksa sadece çekildiğini fark eden miyiz?”

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Simgelerin sihirli gücü

Zihnin Labirentleri