Gölün içinde gökyüzünü izlemek.

Gölün içinde gökyüzünü izlemek.

Göl kenarında yaşadığım içsel hesaplaşma son bulmuştu, bu durum karşısında bir huzur yaşıyor olduğumu duyumasayabiliyordum, sebebi uzlaşma mı? Yoksa geçen zamanın etkisiyle öfkemin azalmasımıydı bilmiyorum? 
Şimdi bulunduğum yer gözüme daha farklı görünmeye başlamıştı. Kenarında yer yer yeşil sazlıklar bulunan, çevresinin bir bölümü yüksek ağaçlar ve ufak çalılar ile çevrili sanki etrafındaki yeşillikten bağımsız başka bir aleme açılan kapının mavi yolu gibi bir göl. Bu manzaranın tadını çıkarıyorum, burayı ilk gördüğümde böyle hissetmemiştim oysaki, o an karşımda duran manzara ile şimdi gördüğüm manzara arasında bir fark ta yoktu aslında. Ama ben o burayı ilk gördüğümdeki ben değil sanırım, "içimdeki öfke fırtınası bu güzelliği görmemi engeliyormuş meğerse," diye geçiriyorum içimden. Bedenimin algıladığı duygulardan, zihnimin anlam verip kavramsalllaştırdığı hislerden sadece biri olan, "öfke," dış dünya ile kurduğum bağlantıda algımı bu kadar değiştiriyorsa "diğer duyguların davranışlarıma dönüşen hislerinin, sebep olduğu sonuçlar!" bu düşünce tüylerimi diken diken ediyor." Sırf o anki duygulanımlar neticesinde göremediğim güzellikler fark edemediğim iyilikler, doğru görünen yanlışlar veya yanlış görünen doğrular, kırdığım insanlar, aldığım yanlış kararlar...

Sorun benmiyim gerçekten?

Oysa dünyayı yaşanamaz, zalim, acımasız, nankör bencil olarak görürdüm, yoksa ben öyle algılıyorum diye mi öyle? Öyle olduğu için mi ben öyle algılıyorum?  
Bir söz geldi aklıma " güzel bakan güzel, görür." Mevalana'ya ait sanırım, haklımı acaba ben mi güzel bakamıyorum?
Yine düşünceler bir birini takip etmeye başladı, yeni bir savaştan çıkmıştım halbuki şimdi yeni bir savaşın eşiğindeyim.
Bakışlarımı mavi bir yol olarak nitelendirdiğim göle çevirdim, "hadi seni takip ediyorum, beni doğruya götür." Der gibi. Bu karmaşada buna o kadar ihtiyacım var ki. Maviliğin beni götürdüğü yere gidiyorum, hani sabah öfkeliydim ve her şeyi kötü görüyordum, " tamam kötü bakmak bu kabul edeyim," ama bu benim tercihim değildi ki, duygalarımı ben seçmiyorum, ki hissetmeye başladığımda "sen olmaz, sen gelme diyemem ki." Eee öyleyse, madem kontrol edemiyorum fakat bu duygular davranışıma neden oluyor , o zaman ne yapmalıyım?
"Durmam gerekiyor, durmalıyım." Diyorum.
Sabah ki tecrübem bu kanıya varmama sebep oldu sanırım.

Zamana Bırakmak "Durmak"

"Durmak en doğrusu," diye düşünüyorum şimdi. Bunu ben mi buldum? Hayır Sokrates'te söylememişmiydi evet söylemişti. O dur demiyordu belki ama sırf duygularıyla hareket edeni "eğri" olarak değerlendiriyordu.Aristoteles'te " altın orta," diyordu. O da dur demiyordu "akıl yürüterek ortayı bul," diyordu. Ama ben ilk defa okuduğum o sözcükleri hissediyordum. O histe bana "Dur" diyordu.
Dur! Sakinleş duyguların örtüğü örtü kalksın bi ondan sonra karar ver veya davran, çok mu zor evet zor ama böyle, daha yeni fark etmiştim halbuki öfkekeliyken neleri kaçırdığımı.

Bu yüzden zamana bırakmak önemli, diye düşünmeye başladım. Çünkü zaman duyguyu yavaşlatıyor, sakinleştiriyor ve örtüyü kaldırıyor.

Mavi yolu izliyorum, kendimle hesaplaşmaya düşüncelerimle savaşmaya devam ederek ve karşıma bir yazı çıkıyor;
"Minerva'nın baykuşu alaca karanlıkta kanat çırpar." Alaca karanlık sakinliktir, aklın devrede olduğu zamandır. Hegel bu metaforu böyle birşeyi açıklamak gayretiyle kullanmadı belki ama ben şu an böyle okuyorum Hegel'i.
 "Gölün içinde gök yüzünü izledeniz mi hiç..." Su yüzeyinin altında, derinliğinde gök yüzü var gibidir, taki gölün üzerindeki durağan beraklık bir rüzgar veya herhangi bir etkiyle hareket edip, dalgalar oluşturup, o pürüzsüzlügü bozana kadar. Gök yüzü kaybolur birden. 
Tekrar gök yüzünü görmeniz için suyun durulması gerekir bunun için ise biraz zaman. Sabredersen gölün içinde gök yüzünü tekrar görebilirsin. 










Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Simgelerin sihirli gücü

Zihnin Labirentleri

Zihnin Zincirleri