"Taşların Arasındaki Ayna: Ötekileştirme Üzerine"

"Taşların Arasındaki Ayna: Ötekileştirme Üzerine"

Karşımdaki boşluk ve bitimindeki seyrek ağaçların ardında görünen evlerin çatıları, net bir şekilde görüş alanımdaydı.Açık ve seçik olarak doğru yerde olduğumu anlamıştım kaldı ki gördüğüm çatılar başka bir yerleşkeye ait evlere ait olabilirdi. Bu açık ve seçikliği gördüğüm çatılardan birine borçluyum; bu da çatı renginin spesifik olarak diğerlerinden farklı olmasıydı. Yeni taşındığım bu yerde ilk dikkatimi çeken bu ev olmuştu ve kime ait olduğuna dair bilgi edinmiştim sırf meraktan. Açıkça bu evin oturduğum köye ait olduğunu biliyordum ve bu durum, kaybolduğum düşüncesiyle hissettiğim korkumu tamamen yok etmişti.
Fakat bir sorunum vardı: Gideceğim yön belliydi fakat yol veya herhangi bir iz yoktu. Aşağıya inip tarla üzerinden yürümeye başladım. Tarlanın sonuna geldiğimde ki uzaktan sınırı ağaçların belirlediği görünüyordu öyle değilmiş; kenarına düzensiz dizilen taşlarla bir duvar yapılmıştı. Üzerinden geçmek için yaklaştığımda, taşların arasından tarlaya doğru ilerlemeye çalıştığını sandığım bir yılan olduğunu gördüm. İlerlemeye çalışıyor fakat vucudunun taşların dışında kalan kısmı çokta fazla değildi. İrkildim, görüntüsünden midir bilmiyorum! Olduğum yerde kaldım. "Ne soğuk mahluk," diye geçirdim içimden.
Bir müddet izledim fakat ilerleyemiyordu. Vücudu düzensiz hareketler sergiliyor fakat içinde bulunduğu durumda bir gelişme olmuyordu. Bir problem olduğu belliydi. Sanırım sıkışmış, "yeni yuttuğu bir av bu duruma sebep olmuş olabilir," diye geçiyor içimden.  

"Ne yapmalıyım?" 

"Yardım etsem mi acaba?" 

Neden kaynaklandığını bilmiyorum ama "Ne gerek var, hak ettiğini bulmuş," diye düşünüp ki bu düşünceye sebep olacak hiçbir gerekçem olmamasına rağmen sanki görmemişim gibi yapıp başka yönden taşları geçiyor ve ağaçların arasından ilerliyorum.
Neden sonra içimde anlamsız bir his beliriyor; pişmanlık mı, vicdan azabı mı tanımlayamıyorum fakat içimi sıkıyor, beni boğuyor gibi. Bana hiçbir zararı olmamış bu canlıya neden bu kadar nefret beslediğim, acımasız davrandığım içimde anlamlı bir karşılık bulamıyor; böyle olunca içimdeki sıkıntı daha da artıyor.

Spinoza, Antik Roma ve Bir Yılan: Hesaplaşma


Spinoza, "Her varlık var olma gayretindedir," der. Ben de öyle değil miyim? Diye düşünüyorum. O sadece kendi varlığının sürekliliğini sağlamaya çalışıyor, ben de öyle. Beni ahlaklı, onu ahlaksız yapan şey ne? Karşıma çıkan ters dönmüş bir kaplumbağa olsaydı ne yapardım? Düzeltmeyecek miydim? Elbette düzeltecektim. Yardım etmekten geri kalmayacaktım. Beni bu davranışa iten sebep; yılanın soğuk görüntüsü mü, yoksa bana anlatılan yılanın zihnimdeki kötü imajı mı? "Anlatılarla ötekileştirme tutum ve ön yargılaramızın bir parçası olabilir mi?"
Öyleyse sadece hayvanlara karşı mı bu ötekileştirme. Değil tabi yıllarca büyük ülkler Afrikalıları ötekileştirip köleliştirmeyi meşru göstermediler mi?

"Antik Romada insan nedir?" Sorusuna verdikleri cevapta Romalılar; insan olanın dışında bıraktıkları ve öteki yapıp dışladıkları, tabi sadece Antik Roma değil Ataerkil toplulukların çoğunda olduğu gibi " Kadın."
Savaşmak istemeyen askeri savaşmaya ikna etmek için ötekileştirilen "düşman." Öteki olmak zorunda.

Çok zaman tanımadığım halde nefret ettiğim insanlar veya diğer canlılar hep bu anlatı yoluyla bana ötekileştirilenler. Öteki olmassa zihnimdeki tutum ile davranış çelişecek ve içsel huzursuzluk doğuracak. Bununla yaşamak ise çok zor. Asıl garip olan sırf kendi kendimizle yaşayabilmek adına çıkarlarımız için ürettiğimiz bu ötekileştirmenin acımasızlığı sizleride düşündürmüyor mu?

"Sizin 'yılanınız' neydi? Hiç sadece anlatılanlara dayanarak birine veya bir şeye karşı haksız bir soğukluk hissettiğiniz oldu mu?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Simgelerin sihirli gücü

Zihnin Labirentleri

Zihnin Zincirleri