Zihnin Labirentleri
Zihnin Labirentleri
Üzerine düşen güneş ışıklarının ısıttığı vücudum, nereden geldiğini bilmediğim, kendi hikâyesini taşıyan; benim kendi iç dünyamdaki serüvenime son verecek irkilmeye neden olan bir soğuklukla önce yüzüme, sonra tüm vücuduma temas ettiğinde, kendimi yeni savaştan çıkmış yorgun fakat (bu sonuçtan bağımsız; görevini yerine getirmiş olmanın verdiği gurur ve mutluluğu yaşayan bir asker gibi) buruk bir huzur yaşadığımı algılamamı sağlayan dış dünyayla yeniden temas kurup bir dönüşe neden olmuştu.
Birden oturduğum zeminin sertliğini ve ıslaklığını hissetmeye başlamıştım. Oysa ki mavi yolu yürüdüğümü düşündüğüm zaman içerisinde bu sertlik ve ıslaklığı hissetmemiştim. Net olarak algıladığım bir şey vardı; o da üşüdüğümdü. Bu hisle beraber “eve geri dönmeliyim,” diye içimden geçirdim.
Ayağa kalktım, buraya gelirken kullandığım yola doğru hareket ettim. Çok uzak değildi. Zihnim berraktı, hiçbir düşünce geçmiyordu.
Fakat buranın yabancısıydım. Gölü bile ilk defa görüyordum. Sabah öfkeyle evden çıktıktan sonra yola nereden girdim, tek yol muydu, başka yollarla kesişiyor muydu, ne kadar yürüdüm hatırlamıyorum.
Bir ses, bakışlarımı yolun diğer tarafındaki ağaçlara çevirmeme neden oldu. Ağaçların içinden bana doğru bakan kocaman iki siyah gözü fark ettim. İri kulaklarının ortasında iki tane kısa fakat üç çatallı boynuzları olan, bu boynuzlardan boynuna doğru siyah şerit gibi bir iz bulunan boz renkli erkek bir karacaydı bu. Gördüğüm nesneyle zihnimdeki imge birleştiğinde ki daha evvel karacanın görünüşü ve davranışlarıyla ilgili bilgiye sahiptim; benim için bilinmeyen, yabancı bir şey değildi, bu sebeple tehlikeli bir canlı olmadığı farkındalığıyla onu daha yakından görme isteği belirdi içimde.
Yaklaşmaya başlayınca birden irkildi ve kaçtı. Tam gözümden kaybolacaktı, durdu ve yine o kocaman gözlerle bana baktı. Bu bakış bana bir şeyler anlatır gibiydi. Onu yakından görme arzumu bastıramıyordum; yaklaşmaya devam ettim...
Her yaklaşma girişimimde aramızdaki mesafeyi belirli bir ölçüde tutar gibi aynı eylemi gerçekleştiriyordu; ben yaklaşıyorum, o kaçıyor ve bir bakmışsın duruyor. Bu süreç ne kadar böyle devam etti bilmiyorum. Birden onu kaybettim, artık göremiyordum. Rüzgârın salladığı dallardaki yapraklardan gelen sesle kendime geldim. Takip ederken nerelerden geçtim, yoldan ne kadar uzaklaştım bilmiyorum. Etrafım ağaçlarla çevrili, gökyüzünü bile göremiyorum.
“Neredeyim!” diye soruyorum kendime. Sanırım kayboldum. İçimde uyanan merak arzusuna yenik düşmüş, bu ıssızlığın ortasında bir başıma kala kalmıştım. Hissettiğim çaresizlik duygusu sinirlerimi bozmuş, doğru düşünmemi engelliyordu. Şimdi ne yapmalıyım? Bilmiyorum...
Karşımda sık ağaçların gövdelerini kaplayan çalılıklar var. “Buradan ilerleyemem,” diye geçiriyorum içimden.
Geriye, geldiğim yöne doğru dönüyorum. En mantıklı yol bu.
Gerçekle Yüzleşme "Çiçekli Ağaç"
Ağaçların arasında bir müddet ilerledikten sonra sık çalılıklar burada da önümü kesiyor. “Buradan geçmiş olamam,” diye düşünüyor ve yolumu değiştiriyorum. Bir ağaç dikkatimi çekiyor çünkü diğerleri gibi değil; üzerinde çiçekler var. “Sanki bunu görmüştüm,” diye içimden geçiyor. Bu ağacı görene kadar gökyüzünü net göremiyordum, şimdi görünür oldu.
“Güneş nerede?”
“Tamam, gördüm.” Bu, zamanı ve biraz da olsa konumumu algılamamı sağlıyor. “Ne kadar çok vakit geçmiş,” diyorum. “Tamam, batı bu taraf ama göle mi döneceğim yoksa eve mi gideceğim? Göl doğuda, ev ise güneyde.” Eve gideceksem şimdi geldiğim yolu geri dönmem lazım. Göle döneceksem yönümü değiştirmeliyim. “Of, karar veremiyorum!”
Göle doğru yani doğuya ilerlemeye başlıyorum. Sık çalılıklarla karşılaşıyorum yine. “Buradan geçmiş olamam.” düşüncesi aklımı karıştırıyor; tekrar başka yöne dönüp uygun bir geçiş arıyorum. Biraz ilerledikten sonra bir çatakla karşılaşıyorum. “Buraya da girilmez, tekin bir yer değil,” diye düşünüp tekrar yön değiştiriyorum. Bu yön güvenli değil, bu yön zor, bu yön olamaz derken aniden o çiçekli ağaçla yine karşılaşıyorum. Tanıdım bu ağacı. İyiden iyiye korkmaya başlıyorum.
“Ne vardı yoldan ayrılmadan eve dönsen? Zamanı mıydı şimdi o hayvanı takip etmenin?” diye söyleniyorum.
"Her ne kadar çok düşünmüş olmasam da yolu izlemenin de net doğru bir fikir olduğuna karar vermemiştim halbuki." Neyse...
Gökyüzüne bakıyorum; güneş artık görünmüyor. Karacayı kaybettiğim yöne hareket ediyorum. “Evim güneydeydi, oradan ilerlemeliyim,” diye düşünüyorum. “Acele etmeliyim, karanlık olacak.” Tamam, oradayım; tam karşımda o geçmek istemediğim sık çalılıklar. “Durma, devam et,” diye telkinde bulunuyorum kendime.
Çalılıklara giriyorum. Kolumda akışkan bir sıcaklık hissediyorum; kolum kesilmiş ve kanıyor. “Durma, devam et,” diyorum. İlerliyorum. Ağaçların içindeki bu sık çalılıktan geçerken bakışlarım hep yerde. Ayaklarım takılıyor, başıma dallar çarpıyor, kollarım çiziliyor ama ilerliyorum. Birden yerdeki aydınlığın arttığını fark ediyorum. Başımı kaldırıyorum; çalılıktan çıkmışım. Doğruluyorum. Kendimi koruyabilmek için çalılıkların içerisinden eğilerek ilerlemiştim. Üstümü başımı toparlıyor, üzerime yapışmış diken ve çalılardan kurtuluyorum. Derin bir nefes alıp etrafa göz gezdiriyorum.
Bir boşluk var karşımda; ağaçlar kesilerek, sanırım; ekim yapabilmek adına uygun hâle getirilmiş yapay bir alan. “Belki de tarladır,” neyse. Bu alana nispeten biraz yukarıdayım ve bu boşluğun bitişindeki seyrek ağaçların arkasında köy evlerinin çatılarını görebiliyorum.
“Sonunda doğru yerdeyim,” diye düşünüyor ve bir rahatlama hissediyorum.
Aslında en başında çalılıktan geçmek zor gelmese ve ilerlesem, zaten doğru yerde olduğumu anlayacakmışım. Karaca kaybolmamı sağlamamış, aksine doğru yolu bulmam için beni yönlendirmiş; fakat finali bana bırakmış.
"Bize kaybolduğumuz sanısına vardıran yönlendirmelerde bulunan güç belkide doğru yolu bilendir."
Siz hiç bir gücün sizi yönlendirmeye çalıştığını hissettiniz mi?
Şahane
YanıtlaSilAslında güç bizi yönlerdirmeyi çoktan bıraktı kaderin ellerine, kader de bizi yönlerdirmeyi bırakıp sınamayı seçip bizim özgür irademizle ne kadar güçlü ve kararlı olduğumuzu görmek istemiştir belkide. Önümüz çıkan her engeli aşmaktan vazgeçişimiz belkide bir kaybın habercisidir. Hayallerimizi ertelememiz, önümüze çıkan zorluklara karşı pes edip vazgeçişimiz bizim için bir kaybediş değilimdir…
YanıtlaSil
YanıtlaSil"Aslında karaca burada bizden bağımsız bir dış güç değil; kendi tarihsel anlatımız ve dünyayla kurduğumuz temas neticesinde geliştirdiğimiz öngörülerimizle, kendimize dair bildiklerimizin bir yansıması. Yani başkalarının bizi nasıl gördüğünden ziyade, kendi hayalimizdeki 'ben'in bir imgesi.
Sürekli kaçışlar ve bahaneler üreterek o hayaldeki 'biz'den vazgeçiyoruz. Kaybolmak aslında 'ben bu değilim' demek; ne olacaksa olsun diyerek o çalılara girme cesareti göstermek ise 'ben aslında buyum' diyebilmek içindir."