Diderot’un Sabahlığı
Diderot’un Sabahlığı
Mum ışığının loşluğunda kitabı almak için elimi uzatıyorum fakat elim bir engelle karşılaşıyor. Kitaplarımı koymak için bir kitaplık veya yeni bir raf yapmamıştım daha evvel; bardak ve tabak koymak için yapılmış rafları kullanmıştım. Bardak ve tabaklar düşmesin diye rafa eklenmiş, tek bir şerit halinde duran çıtaydı elimin takıldığı. Tabak ve bardakları buraya koymaya ihtiyacım yoktu artık, yalnız yaşıyordum. Herhangi bir materyalle aramdaki ilişkiyi Antik Roma'nın bilgiye olan yaklaşımı gibi değerlendiriyor, aramızda pragmatik bir ilişki kurmaya gayret ediyordum. Önceden tam tersi olsa da şu anda gösterişten ve gereksiz şeylerden nefret ediyordum artık; beni daha evvel esir eden sabahlığı tekrar giymemeye özen gösteriyorum...
Fakat düşüncede her ne kadar kolay gibi görünse de bu düşünceyi pratikte uygulamak sandığımdan daha zordu.
Elbette kolay olacağını düşünmüyordum fakat göze aldığım şey için buna değerdi: Özgür düşünce. Bunun için ise Ulus Baker'in dediği gibi, kanaatlerden kopuşa ihtiyacım vardı. Elektrik dahi kullanmamam tam da bu kopuşun merkezi; çünkü elektrik benim için Diderot'ya hediye edilen yeni sabahlık gibi. Ona sahip olduğumda arkasından onunla çalışacak diğerlerine de ihtiyacım olacak.
Kanaatler
O zaman bu çağırışım sadece eşyalar için mi geçerliydi?
Elektrik ekranı, ekran interneti, internet sosyal medyayı ve bunların hepsi akışı tetikler, akış ise kanaatleri...
Hepsi mi kötü?
Hayır, elbette kötü değil; fakat benim kanaatlerden kurtulmaya ihtiyacım vardı.
Ben elektriği bırakmak istemiyorum; benim bırakmak istediğim, onunla birlikte gelen hazır düşünceler dünyası.
Zorlanmış olsam da kitabı elime alıyorum. Usulca kapağını açıyorum, ilk sayfasında düştüğüm notla karşılaşıyorum: "Kendi aklını kullanma cesaretini göster."
Sarı sayfanın üzerinde sanırım bu kâğıdın adı saman kâğıdıydı tazeliğini hâlâ koruyor gibi görünen mavi tükenmez bir kalemle yazmış olduğum yazı, benim diğer sayfalara geçmeden düşüncelere dalmama sebep oluyor.
Anlatının somut gerçekliğini yansıttığını düşündüğüm, bana mistik güçleri varmış gibi görünen kelimeler ve cümlelerin bende meydana getirdiği etkiyi bildiğim için okuduğum kitapların kıyısına köşesine notlar düşerdim. Şimdi bu cümle, yazdığım zamandakinden daha güçlü bir etki bıraktı üzerimde.
Yazmış olduğum bu notu bir kanaat olarak görmüyorum benim için saygı duyduğum biri tarafından alınmış öğüt gibi.
Ben hazır düşüncelerden kaçıyorum ama Kant'ın sözünü de rehber alıyorum. Acaba bu da başka bir hazır düşünce mi?
Yorumlar
Yorum Gönder