Sıradan Olmayan Sıradan
Sıradan Olmayan Sıradan
Balkonda oturmuş gri bulutların, mavi boş bir tuval gibi görünen, gökyüzündeki boşlukları nasıl dolduruğunu izliyordum. Aralarından güneş ışıklarının sızmasıyla beliren, dağınık fakat kendimi zorlasam bir şeylere benzetebileceğim beyaz bulutlarda vardı.
Bu beyaz bulutların gökyüzünde kapladığı alanı sanki "hilal taktiği" yapan bir ordu gibi sıkıştıran koyu gri bulutların içinden zaman zaman parlak ışıklar yükseliyordu; yıldırım mıydı, şimşek miydi bilmiyorum.
Önce tatlı bir serinlik bırakan rüzgâr geldi ve beraberinde parlak ışık, gök gürültüsü ve yağmur taşıyan bulutlar...
Gökyüzündeki açıklıklardan süzülen ışık, gri bulutlarla yeryüzü arasında perdeyi andıran bir yağmur sisi oluşturuyordu. Sanki gök ve yer birbirlerine bitişik gibi görünüyordu. Bulutlar her çarpışmalarında güçlerini anlatır gibi ses çıkarıyor, ben ise balkonda, büyülenmiş gibi onları izliyordum.
Duyduğum sesin coşkusu ve çevremdeki canlıların bu duruma tepkileri, sesin yakınlaşması ve yağışın artmasıyla birlikte; korku hissetmemi sağlamış bu da anın güzelliğini ve hissettiğim huzurun yerini korkunun almasına sebep olmuştu.
Bu duygu durumu zihnimde bir soru meydana getirdi:"Başımıza gelen olaylara verdiğimiz tepkiler neye bağlı?"
Şunu fark ettiniz mi hiç bilmiyorum? İnsanlar yaşadıkları benzer olaylara aynı tepkileri vermiyorlar.
Bir film izliyoruz bu bir korku filmi olsun. Bu filmi izlerken hissedeceğimiz duygu temelde korku bu filmin türünü öğrendiğimizde zihnimizde bir yer ediniyor. İlk korku sahnesi gündelik hayatta karşılaştığımız bir anın kesidi olabilir, biraz detaylandırılıp o duyguyu hissedeceğimiz şekilde dekore edilip bize aktarılıyor. Hali hazırda izlediğimiz filmin türü bağlamında zihnimizde öncül bir hazırlıkta oluşmuştu zaten.
Yavaş yavaş o duyguya giriyoruz. Fakat bu yeterli değil ve arkasından çok güçlü bir ses ve oyuncuların gerçekleşen olay karşısındaki tavırlarını oluşturan görüntüyle birleşince o duyguyu tam manasıyla hissetmemize sebep oluyor.
Şimdi bunun tam tersi bir durumu ele alalım:
Bu durum sinemada "komedi korku" olarak denendi. Sahne aynı sahne ama türü biliyoruz korku tetikleyici öncüller kısmen yok veya farklı öncüller kullanılmış oyuncuların olay karşısımdaki tepkileri de farklı sahne bizi korkutmuyor hatta güldürüyor.
Sinema sıradan yaşantı içerisindeki anları ele alıp bir kalıba sokuyor. Yani artık sıradan olmaktan çıkarıyor. O anı kendileri bizim hangi duyguyu yaşamamızı istiyorlar ise o şekilde aktarmaya ve o duyguyu bizde canlandırmaya çalışıyorlar. Bu duygularda türleri meydana getiriyor (komedi, dram, korku) gibi.
Amaç hedef duyguyu tetikleme. Andan kesit al onu duyguyu tetikleyecek öncüller kullanarak aktar. Sinema sektörü bunu tercihen ve bilerek yapıyor, bunlardan birini görünür kılıp karşımıza çıkarıyor.
Peki bizler normal hayatımızın sıradan akışı içerisinde hangi anın daha önemli sıra dışı olduğunu nasıl belirliyoruz? Veya sıra dışı olan ve olmayan anın hangisi olduğunun kararı elimizde mi?
İlk etapta bir araya gelen ve ışıklar saçan bu gri bulutlar benim içim muhteşem bir görsel şölenken ve anın keyfini çıkarıyorken... Birden bir ışığın arkasından gelen o güçlü ses "gök gürültüsü" ve diğer canlıların bu durum karşısındaki panik hali bütün huzurumu bozmuş ve sakinliğim yerini korkuya bırakmıştı hani.
Bu durum aynı korku filmlerimdeki o ses patlamaları ve diğer tetikleyiciler gibi bir etki yapıp sadece o anın duygusunu değil algımıda değiştirip ana karşı tepkimide değiştiriyor.
"Komedi korkunun" aynı görüntüyü kullanıp bizi korkutmamasının sebebi de korku tetikleyici o sesi ve çerçevelemeyi kullanmaması. Böylece türünü bildiğimiz ve tetikleyici çerçevelemesi farklı olan o sahneden etkilenmiyoruz.
Gündelik hayattın sıradan yaşantısı içerisinde sıradanlığı bozan o an hissettiğimiz duygular ve bu duyguların yoğunluğu yaşanılan o anın algısını belirliyor gibi.
"Rutin güzeldir." Desem abartmış mı olurum acaba?
"Bir anı unutulmaz yapan şey gerçekten yaşanan olay mı, yoksa o olayın içimizde uyandırdığı duygu mu?"
👏👏
YanıtlaSil