Theseus’un Gemisi Paradoksu ve Değişen Bedenimiz: Ben Hâlâ "Ben" miyim?

Theseus’un Gemisi Paradoksu ve Değişen Bedenimiz: Ben Hâlâ "Ben" miyim?

Dallarına asılı yapraklarına vuran sarı sokak lambasının ışıklarıyla yapraklarının renginin sarı mı yoksa yeşil mi olduğunu anlayamadığım bir incir ağacına bakıyorum. Hangi renge sahip olduğunu anlayamasam da yapraklarındaki canlılığı görebiliyorum.

İlkbahar ile gelen mucize, gür yapraklarındaki tazelik ve canlılıkla kendini belli ediyor; "Ne kadar sağlıklı ve canlı," diye düşünüyorum. Oysa iki hafta önce kuru bir ağaçtı. Şimdiki halinin bu canlılığı beni kıskandırdı mı? Bilmiyorum... Aynaya bakana kadar ben de kendimi onun gibi hayat dolu ve canlı hissediyorum halbuki. Ona o canlılığı ve tazeliği veren bahar, bana verebiliyor mu bu canlılığı ve tazeliği? Evet, heyecan veriyor; neşe, umut, mutluluk veriyor fakat bedenim! Aynaya baktığımda gördüğüm, "ben" dediğim bedenimin zaman karşısındaki acizliğini yüzüme vuruyor gibi. Yüzümdeki buruşmalar, yanaklarımdaki sarkmalar, saçlarımdaki beyazlar baharı bilmiyor gibi.

O zaman; "Kıskanıyorum onun o zamana meydan okuyan tazeliğini ve canlılığını," diye cevap buluyor zihnimde. Yazın habercisi olan bahar; belki duygularımı tazeliyor ama bedenime aynı etkiyi yapamıyor, zaman karşısındaki acizliğimi sonuna kadar hissettiriyor. Bu incir ağacının yapraklarında gördüğüm yaşam enerjisi biz insanlarda bedensel olarak çok açık bir şekilde görünmese de, "Elbette bazı insanların yüzlerinde de fark edilir bu ama hissettiklerinin tam karşılığı değildir," davranışlarımızda daha belirgin görünüyor gibi.

"Theseus'un Gemisi"ni getirdi aklıma bu incir ağacı ve benim bedenim arasında kurduğum ilişki. O yiğit Theseus, Atina Kralı Egeus'un oğlu. Yiğitliği ve maceralarıyla anılmak isteyen ve maceradan maceraya koşan Atina Kralı. Hani Girit'te Minotaur'u öldürmüş, eve döndüğünde ise gemisi Atina limanına demirlemiş ve bir daha hareket etmemişti. Hareket etmeyen gemi yıllar içerisinde çürümeye başlamış ve bozulan parçaları zamanla tamir edilmişti. Yıllar sonra; "Bir nesnenin zaman içinde tüm orijinal bileşenlerinin başkalarıyla değiştirilmesinden sonra aynı nesne olup olmadığı paradoksu ve düşünce deneyi olan Theseus'un Gemisi Paradoksu," bu geminin durumundan hareketle türetilmişti.

"Bu gemiyi Theseus'un gemisi yapan, şeklinden önce taşıdığı isim olabilir mi?" diye geçiriyorum içimden. Benim de öyle kendi tarihsel anlatımda, doğduğumda bana verilen ve kişilerin zihninde bana dair bir imgeye sahip olan isim. Ya bir gün o isim unutulursa? Artık o ismi hatırlayan kalmadığında varlığını devam ettiren gemi gibi ne olacak, nasıl anlam bulacak? Ya da varlığı şekil değiştirmiş "ölmüş de diyebilirim" olanı ismiyle imgelediğim kişinin zihnimde varlığını hâlâ devam ettiriyor olmasına ne demeli? Akhilleus'un kaygısı daha anlamlı görünüyor şimdi, "isminin nesillerden nesillere söylenmesini" arzuladığında. Hatırlanma, zaman karşısındaki acizliğimizin kaygısını ortadan kaldırır mı?

Ne gariptir; yıllar içerisinde gözle görülür bir şekilde değişen bedenim, bana sorsan aynı ben ama beni yıllarca görmeyen biri için bu böyle değil; belki tanıyamaz bile ta ki ismimi söyleyene kadar, o da unutmadıysa. Her ne kadar ben aynı benim desem de aynı ben değilim elbette; fiziki görünüşümün haricinde düşünsel olarak da.

"Var olmak algılanmaktır," diyordu Berkeley. Fiziki olarak algılanmadığımda taşımış olduğum isim sebebiyle imgesel olarak algılanmaya ne demeli? Ya da fiziki olarak algılandım ama isimsel imge yoksa "ben"in anlamını nereye koyacağız? Orta Çağ'ın en çetrefilli felsefi sorununun içine çekiyor beni bu incir ağacı, oradan çıkması zor gibi.

Neyse Herakleitos'un dediği gibi; "Aynı nehre iki sefer giremezsin." Ne nehir aynı nehirdir ne de sen aynı sensin. Zaman, biz her ne kadar değişmediğimizi düşünsek de bizi değiştirir; hem fiziki olarak hem de zihinsel olarak. Bu sebeple yirmi sene önceki ben aynı ben değil aslında; ne fiziksel ne de düşünsel olarak. Fiziksel olarak ve düşünsel olarak bambaşka biri olan beni nasıl oluyor da hâlâ "ben" diye tanımlayabiliyorum?




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Simgelerin sihirli gücü

Zihnin Labirentleri

Zihnin Zincirleri