Gül Parmaklı Şafak ve Samanların Arasındaki Sıcaklık

Gül Parmaklı Şafak ve Samanların Arasındaki Sıcaklık

Homeros'un tabiriyle; "gül parmaklı şafak erken doğduğunda..." Kızıla çalan gökyüzünün belirmesiyle ötmeye başlayan kuşların tiz sesi kulaklarımda çınlıyordu. Bu ses; arabanın kontağını çevirip marş motorunu harekete geçirdiğimizde, motorun titreşerek çalışmaya başlaması gibiydi. Sanki dışarıdan bir etki gelip bedenimi harekete geçirmişti. Orada değilmişim de birden uzun bir yoldan gelmişim algısıyla uyandım. Kalkmak çok zor geliyormuş gibi, göz kapaklarım yavaş ve titreyerek açıldı.
Usulca ayağa kalkıp yavaş adımlarla dış kapıya yöneliyorum. Çok güvenli görünmeyen fakat amacına uygun iş gören tahta kapının demir kilidini yukarı kaldırarak yuvasından çıkarıyorum. Menteşeleri yağlanmış olsa da bu tahta kapı, geçen zamanı ve yaşını çıkardığı sesle bana anlatmaya çalışıyor gibi gıcırdıyor.

Sanki bunca kirlenmeden haberdar değilmiş gibi taze ve canlılık verici havayı içime çekiyorum. Yaşadığım duygu tarif edilir gibi değil; şehirde yaşıyorken nefes almak hiç bu kadar güzel hissettirmemişti. Az basamaklı merdivenlerden inip kümese yöneliyorum. Benim için zor olsa da yavru piliçken aldığım dört tavuk ve bir horozum bu kümeste yaşıyor. Zor olmasının sebebi, daha evvel insan dışı canlılarla bu denli yakın temas kurmamış olmam. Bir markete girip yumurta almak ne kadar kolay; onun bir canlıya ait olduğu aklımıza bile gelmez. Fakat şu anda kümese girip yumurta var mı diye bakarken, onların da birer canlı olduğunu çok derinden hissediyorum.

Aldığım yumurtalardan sonra onlara teşekkür ediyorum. Bu davranışı bir belgeselde izlemiştim: Bir kız ve erkek geyik avlıyorlardı. Avdan sonra kız, geyiğin başında ağlayarak kışı geçirmelerine yetecek besini sağladığı için ona teşekkür ediyordu. O zaman çok garip gelmişti. Ben de karşı konulamaz bir merakla konuyu araştırmış; eski Türk topluluklarının, Şaman Türklerinin de benzer davranışlarda bulunduğunu öğrenmiştim. Modern toplumda bu davranışın adına "Animizm" deniliyormuş. Ne izlediklerim ne de okuduğum yazılar; kümesin içerisinde, etrafımda tavuklar varken samanların üzerinden sıcaklığını elimle hissederek aldığım o yumurtanın yarattığı etkiyi yaratabilmişti.

Bu hislerin etkisiyle, ben bu davranışı kitabi bir düşünceyi sorgulamadan körü körüne takip ederek gerçekleştirmemiştim; sanki mecburmuşum gibi bir mahcubiyetle, tamamen içten gelerek sergilemiştim. Doğayla ve canlılarla temas, bana bu davranışı öğretilmiş bir fikir gibi değil, bir varoluş mecburiyeti gibi hissettiriyor: Doğayla ahenk halinde yaşamak... 
İnsanlığın Sanayi Devrimi'yle unuttuğu bir değer. Modern toplumun bireyleri olan bizler, doğaya uyum sağlamaktan çok onu kontrol etmeye çalışmaya başladığımızdan beri, sanki kendi ellerimizle kendi huzurumuzu kaçırdık.

"Peki ya siz en son ne zaman doğanın bir parçası olduğunuzu hissettiniz?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Simgelerin sihirli gücü

Zihnin Labirentleri

Zihnin Zincirleri