Mutsuz Uçmaktansa, Huzurla Yürümek: "Bahçemizi Ekmek Gerek"
Mutsuz Uçmaktansa, Huzurla Yürümek: "Bahçemizi Ekmek Gerek"
Yaz günlerinin o uzun, aydınlık dönemlerinden daha fazla istifade edebilmek için erken kalkıyor; bakma sorumluluğunu aldığım hayvanlarımın ihtiyaçlarını karşılamak ve kış aylarında benim ve onların besin ihtiyaçlarını karşılayacak olan, bahçeme ektiğim bitkilerin bakımları ile güneş batana kadar çalışıyordum.
Bu çalışma beden olarak beni yoruyor; fakat yediğim yemekten tat, uyuduğum uykudan keyif almama sebep oluyordu. Zihinsel olarak da beynimin bir şeylerle meşgul olması; kaygılar üretmesine, geleceğe dair olumsuz düşünceler ve kurgular kurmasına engel oluyordu. Sanırım bu hengame ve koşuşturma içerisinde, hayatımda hiç bu kadar uzun saatler çalışmış olmasam da kendimi hiç bu kadar huzurlu hissetmemiştim. Voltaire'in Candide kitabında anlattığı, Candide’in İstanbul’da edindiği tecrübeye yakın bir deneyimi bizzat yaşayarak tecrübe ediyordum: "Bahçemizi ekmek gerek."
Küçük mutfağımın ortasına konumlandırdığım, yapısındaki hareleri görebilmek adına üzerini örtmediğim ceviz ağacından yapılmış masama oturuyorum; bahçemde yetiştirdiğim sebzelerin olgunlaşmaya başlayanlarından bir kısmıyla kendime hazırladığım akşam yemeğini keyifle yiyorum. Yıllarca özel sektörde çalışmış biri olarak; emeğimin karşılığını almanın, toprağa verilen emek karşısında toprağın verdiği karşılık kadar anlamlı ve tam hissettirmediğini fark ediyorum.
Peki neydi bu? Huzur mu? Mutluluk mu?
Yıllarca insanların sürekli bir şeylerden şikâyetçi olduğuna tanıklık ettim, ben de öyleydim. Şunu görüyorum ki kimse yaşadığı hayattan memnun değil. Ben de bunu, yaşanılan hayatın kişinin kendi tercihi olmadığı düşüncesine bağlıyorum. "Çölde doğup büyümüş, bütün nesli çölde yaşamaya uygun bir şekilde evrimleşmiş bir aslanı ormana koysanız huzurlu olamaz," diye düşünüyorum. İnsanlar da böyle; herkes aynı şeyleri yapmaktan benzer keyif almaz. İş olarak bu işin maddi getirisi iyi olsa da kişinin istediği bir hayat olmayabilir; bu mutsuzluğun temel kaynağıdır.
Bu benim yaşadığım huzurdu. Çünkü huzur; anın içerisinde yapıp ettiklerimizi gerçekleştirirken hissettiğimiz şeylerin dışında, anlık duygu patlamalarından, iyi ve kötü durumlardan bağımsız, altta yatan köklü duygudur. Bu anı yaşadığımız duygu durumuna ki buna mutluluk denir hazlar da karışabilir ve bu aldatıcı olabilir. Mutlu hissetmek, huzurlu olduğumuz yanılgısına sebep olabilir. Zira huzur, eylemimiz esnasında ve eylemimiz gerçekleştikten sonra da hissettiğimiz bir duygudur. Artık anlık bedensel ve zihinsel etkiler bittiğinde gerçeklerle yüz yüze gelmiş oluruz; bu yüzden huzurlu olmak zordur.
Bizim kaçırdığımız şey ise anlık gelgitlere sahip olan mutluluğun etkisine kapılıp onun peşinde koşarken huzuru ıskalıyor olmamızdır.
Peki insanlar neden kendi huzurlarını bulacak hayatı seçemiyor? Sanırım cevap, özgür irade sandığımız şeyin ne kadar özgür olduğu sorusunda yatıyor. Hepimiz aldığımız kararların kendi irademizle alındığını düşünüyoruz fakat bunun sandığımız kadar açık bir gerçekliği yok. Doğru okul, doğru iş, doğru arkadaş, doğru eş, doğru hayat... Hepsi bize dayatılan "doğru" profilleridir. Bizde oluşan bu "doğru algısı" neticesinde aldığımız kararların öncül motivasyonu olan dayatmalar, bizim kendi kararımız yanılgısını doğuruyor ve huzursuzluğa sebep oluyor. İstemediğimiz bir işi, sırf getirisi güzel ve arzu ettiğimiz hayatı bize yaşatabilir diye devam ettiririz; ama o arzu ettiğimiz hayatı yıllık izinde sadece yirmi gün yaşarız, geriye kalan günler ise mutsuzuzdur.
Özgürlük mü? En azından hayatınıza başkalarının karışmasına izin vermeden ki zaten istemesek de karar alırken bir şekilde etkisindeyizdir, arka planında her ne olursa olsun kendi kararlarımızı alabilme cesareti gösterebilmektir.
Sırf bize uçmanın daha değerli olduğu öğretildi diye uçmak zorunda değiliz. Eğer yürümeyi seviyorsak yürümeliyiz. Çünkü huzurla yürümek, mutsuz olarak uçmaktan iyidir.
Yorumlar
Yorum Gönder